10 Eylül 2007 Pazartesi

YAŞAMA DAİR

"Elimiz ve dilimizle yaratığımız şey bir hiçtir, ancak yaşamımızı vererek ortaya koyduğumuz şeyin bir değeri vardır" HENRY MİLLER

"Sanat bir savaştır, bu işe başını koymak gerek. Birçok köle gibi çalışmak söz konusu. Kendimi kötü ifade etmektense hiçbir şey dememeyi yeğlerim. Başka türlü düşünemiyorum, dertsiz, sıkıntısız bir yaşam aramıyorum; Yalızca bunların dayanılmaz hale gelmeyeceğini umuyorum. Yaşamda desen çizmek gibi kimi kez çok hızlı davranmak, kararlı olmak, büyük bir enerjiyle başlamak, şimşek hızıyla kağıda geçirmek gerek. Benim iyiliğimi isteyen kişiler, davranışlarımın temelinde derin duyguların sevgi gereksiniminin yatığını bilsinler istiyorum. Kendi kendinle savaşmak, daha iyiye daha güzele doğru gitmeye çabalamak" VAN GOGH

"İnsanın kendisini gerçekten bilinçlendirmesi ; hatta bilinçlendirmeğe çalışması, ne kadar zor. En sonunda hep bir bayatlık , bir sıradanlık, yapmacıklık duygusu; kocaman laflarla...”

"Önemli olan, bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olması; aynı şekilde, yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmak.. "önemli olan olabildiğince içten olmaya çalışmak”
Sorun, aslında olmadığımız gibi olmaya çalışmamızdır. Asıl önemli olan içte yaşadıklarımızda, yaşayacaklarımızda, ama dış gereksinimlerimize, eğilimlerimize hep daha çok önem veririz. Uygar kişi uyumsuz insandır" ORUÇ ARUOBA

Gücümüzün yettiğince direnmeliyiz ki teslimiyetimiz daha tam ve daha aciz olsun. Bizler özgür tinler olduğumuz için, tanrıyı dört gözle, dolup taşan yürekle, seçmek bizim ayrıcalığımız.” Toplum yalnızca umutsuz delilerin, hergelelerin ve şeytanların bir araya toplanmasından ibarettir RİMBAUD

" En iyi yol sana benzemeyen ve farklı uğraşlarla meşgul insanlardan uzak kalmalı." SENECA

"Başkalarının fikirlerine göre yaşarız" R. CHAR

"Kişiler bu dünyada ve kendi problemleri konusunda ancak dünyayı kendileriyle olan ilişki içinde yakalarlarsa bir şey yapabilirler" ROLLO MAY

"Hayatın bize öğretilen bilgisi yalızca görüntülerin bilgisi, arkasına geçmezsen bütün görüntülerle baş edebiliyorsun, yoksa her şey içinden çıkılmaz bir bir karmaşaya, hiç uyanmadığımız bir karabasana dönüşüyor" GEORGE BATAİLLE

"Biz istediğimiz kadar gördüğümüzü söyleyelim görülen şey söylenen şeyin içinde değildir. İstediğimiz kadar tasvirlerle ve metaforlarla imgelerin yardımı ile bazı şeyleri göstermeye çalışalım, söylediğimiz yer gözlerimizin önüne açılan, gözlerimizin önünde harikalar yaratan çiçek açan yer değildir. Sadece belli söz diziminin birbirinin ardında sıralanıp, anlamlarını açıkladıkları yerdir" MİCHEL FOUCAULT

Bir hasta bana şöyle diyordu: "Benim acılarımın neye hayrı var? Acılarımdanyararlanabilecek, ya da onlarla böbürlenebilecek bir şair değilim ki.

Maddenin dışında, herşey müziktir: Tanrı bile sesli bir halüsinasyondan başkaşey değildir.
"İnsan kayıtsız kalabilme yeteneğini bir kez yitirdiğinde gizli katil olur" CIORAN


"Her insanın yaşamı kendi için uzanan bir yol, bir yolu ele geçirme çabası, bir yolun üstü kapalı dışa vurumudur. Hiç kimse tümüyle kendi kendisi olmamıştır ama herkes kendi kendisi olabilmek için uğraşıp didinir.bazıları vardır, hiçbir zaman insan olmaz. Hepimizin çıkıp geldiği yer ortaktır, hepimiz aynı kuyudan geliyoruz. Ama her birimiz derinliklerden fırlatılmış, atılım bir deneme ve yararlı olarak kendi amacına ulaşmaya savaşıyoruz. Birbirimizi anlayabiliriz, ama her birimiz ancak kendi kendini yorumlayabilir. Yalnızca yaşadığımız düşüncenin değeri vardır"

"Öfke hiçbir zaman birden bire gelmez. İnsanın ruhundaki açtığı yarayla orada patlayacak gücü biriktiren uzun bir sıkıntıdan doğar. Öyleyse öfkeyle birden bire parlamak içten ve hesapsız bir yaradılışın belirtisi değildir. Tersine, elden olmadan beslenen bir hıncın, içe dönük bir yaradılışın belirtisidir. Hiç öfkelenmeyen insandan sakın."

"Bizimle başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler her zaman kendimizle kurduğumuz ilişkilerin bir yansımasıdır."

"Önemli olan ne olduğumuzdur, ne yaptığımız değil."

"Savaş insanı barbarlaştırır, çünkü insanın bir savaşa katılabilmesi için kendisini her türlü pişmanlığa, inceliğe ve soylu değere karşı duyarsızlaştırması gerekir. İnsan sanki bu değerler yokmuşçasına yaşamak zorundadır ve savaş bittiği zaman o değerlere yeniden dönebilme gücünü de yitirmiştir." PAVESE

9 Eylül 2007 Pazar

OKUNMASI GEREKEN KİTAPLAR


ÖLÜMCÜK HASTALIK UMUTSUZLUK
SÖREN KİERKEGARD
AYRINTI Yayınları


DERİN UYKUNUN SÖYLEVİ
JEAN COCTEAU
SEL YAYINCILIK

NİETZSCHE ÜZERİNE
GEORGES BATAİLLE
KABALCI Yayınevi


BİR MEÇHULÜN GÜNCESİ
JEAN COCTEAU
SEL YAYINCILIK

NİETZSCHE VE KISIRDÖNGÜ
PİERE KLOSOWSKİ
KABALCI Yayınevi


NİHİLİZİM VE MATERYALİZM
FREDRİCK COPLESTON
İDEA Yayınları

VAROLUŞUN ANLAMI
M. MUKADDER YAKUPOĞLU


VAN GOGH
ANTONİN ARTAUD
NİSAN Yayınları

ŞAİRİN KANI
EDİP CANSEVER
ERA Yayınları



ÇÖKÜŞÜN ÖNCÜSÜ ABD
NEHİR yayınları

VİRÜS SALDIRIYOR
WENDY BARNABY
TİMAŞ Yayınları


DERİN DÜNYA DEVLETİ
ATİLLA AKAR
TİMAŞ Yayınları

DÜNYANIN YENİ EFENDİLERİ
TİMAŞ Yayınları

GÖRKEMLİ KAYBEDENLER
NEZİH ONUR
ALTI KIRKBEŞ Yayınları

MEDYA DENETİMİ
NOAM CHOMSKY
TÜMZAMANLAR Yayınları


SOĞUK SAVAŞ VE ÜNİVERSİTE
NOAM CHOMSKY
KIZILELMA Yayınları

HAYATIMIZDAKİ İNCE ŞEYLERE DAİR
AHMET İNAM
PAN Yayınları

DÜNYA SİNEMA SANAYİİ
GİOVANNİ SCOGNAMİLLO
TİMAŞ Yayınevi:


19- Kitap adı: PAUL GUAGİN
Yazar: EBRU KILIÇ
Yayınevi: İTHAKİ Yayınevi


20- Kitap adı: SÖMÜRGECİLİKTEN KÜRESELLEŞMEYE
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: ÜTOPYA Yayınları


21- Kitap adı: İLETİŞİM VE DEHŞET ÇAĞI
Yazar: D. MEHMET DOĞAN
Yayınevi: TİMAŞ Yayınları

22- Kitap adı: ABD TERÖRÜ
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: PINAR Yayınevi

23- Kitap adı: DELİLİĞİN ARİFESİNDE
Yazar: HÖLDERLİN
Yayınevi: Y.K.Y Yayınları


24- Kitap adı: DAKTİLOYA ÇEKİLMİŞ YAZILAR
Yazar: NİLGÜN MARMARA
Yayınevi: TELOS Yayınları

25- Kitap adı: YENİ DÜNYA DÜZENİNDE YALANLAR VE GERÇEKLER
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: SARMAL Yayınları


26- Kitap adı: DÜŞMANINI ARAYAN SAVAŞ
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: EVEREST Yayınları

27- Kitap adı: DÜŞÜK YOĞUNLUKLU DEMOKRASİ YENİ DÜNYA DÜZENİ
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: ALAN Yayınevi


28- Kitap adı: NEO LİBERALİZM VE KÜRESEL DÜZEN
Yazar: NOAM CHOMSKY
Yayınevi: OM Yayınları

29- Kitap adı: CESUR YENİ DÜNYAYI ZİYARET
Yazar: ALDOUS HUXLEY
Yayınevi: İTHAKİ Yayınları


30- Kitap adı: YENİ DÜNYA DÜZENİNİN AV SAHASI
Yazar: TANIL BORA
Yayınevi: İLETİŞİM Yayınevi

31- Kitap adı: AVRUPA İSANININ KRİZİ VE FELSEFE
Yazar: EDMUND HUSSERL
Yayınevi: AFA Yayınları


32- Kitap adı: DOSTLUK ÜZERİNE
Yazar: MARCUS TULLİUS CİCERO
Yayınevi: AFA Yayınları

33- Kitap adı: TİNSEL KRİZ
Yazar: PAUL VALERY
Yayınevi: AFA Yayınları


34- Kitap adı: KORKU VE TİTREME
Yazar: SÖREN KİERKEGAARD
Yayınevi: ANKA Yayınları



35- Kitap adı: AÇLIK SANATÇISI
Yazar: FRANZ KAFKA
Yayınevi: ALTIKIRKBEŞ Yayınları


39- Kitap adı: FRAGMANLAR
Yazar: IMMANUEL KANT
Yayınevi: ALTIKIRKBE Yayınları

37- Kitap adı: YAN DEĞİNİLER
Yazar: LUDWİG WİTTGENSTEİN
Yayınevi: ALTIKIRKBEŞ Yayınları


38- Kitap adı: FİKİRLER VE TERCİHLER
Yazar: ALBERT EİNSTEİN
Yayınevi: ARİON Yayınları

39- Kitap adı: DELİLİĞE ÖVGÜ
Yazar: ERASMUS
Yayınevi: KABALCI Yayınevi



40- Kitap adı: YAŞAM BİLGELİĞİ ÜZERİNE AFORİZMALAR
Yazar: ARTHUR SCHOPENHAUER
Yayınevi: KABALCI Yayınları

41- Kitap adı: GELECEKTEKİ İLKEL
Yazar: JOHN ZERZAN
Yayınevi: KAOS Yayınları


42- Kitap adı: HİÇBİRYER’DEN HABERLER
Yazar: WİLLİAM MORRİS
Yayınevi: KAOS Yayınları

43- Kitap adı: SESSİZLİĞİN ANARŞİSİ
Yazar: IŞIK ERGÜDEN
Yayınevi: KAOS Yayınları


44- Kitap adı: TOPLUMSAL ANARŞİZM Mİ YAŞAM TARZI ANARŞİZM Mİ ?
Yazar: MURRAY BOOKCHİN
Yayınevi: KAOS

3 Eylül 2007 Pazartesi

MEDYANIN İŞLEVLERİ

* Emperyalizmi desteklemek, Amerikan imparatorluğunun genişlemesine ve yayılmasına hizmet etmek.

* Zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizliği meşrulaştırmak

* Yoksul kitlelerin çıkarlarına değil, belli bir azınlıktaki zengin grupların (çok uluslu şirketlerin) çıkarlarına hizmet etmek


* Gündem belirleyerek, kamuoyunu belli konulara ya da insanlara odaklandırarak dikkatleri önemli sosyal konulardan uzaklaştırmak.

* Toplumun milli duygularını,cinselliğini,kültürünü istismar ederek sömürmek. Kitlelere yanlış bilinç aşılmak.

* Toplumda kamplaşmalar, gerilimler, polemikler yaratarak, insanları çatıştırmak ve bundan rant elde etmek.

* Milli kimliği köreltmek, ulusal birlik beraberlik duygularını zayıflatmak, toplumsal huzur ve barış ortamını bozup, toplumu kaos ve kargaşa içine sürüklemek.


* İnsanların siyasi konulara ilgisini azaltarak siyaseti magazinleştirmek, sulandırmak.

* İnsanların duygularını, umutlarını düşlerini kontrol altında tutarak sömürmek.
*Felaket tellalığı yapmak
* Bireyleri ve toplumu yönlendirmek amacıyla, yanlış bilgi ve haber vermek, dezenformasyon yaymak, bilgisizleştirmek, gerçeği gizlemek. Yaşamı tek tipleştirerek kolonileştirmek.


* Ücretli profesyonel çalışanlar aracılığıyla insanların kültürel ortamını düzenlemek
* Yoğun uyarıcı bombardımanı altında kitleleri cahilleştirmek.

* İnsanların yoksulluk ve trajedi görüntülerinden para kazanmak.

* İnsanları aldatmak, duyarsızlaştırmak, tepkisizleştirmek ve ahlaksızlaştırmak.




















* İnsanların sorunlarını çözmemek, insanları oyalamak, insanları kandırmak

* İnsanları eğlence ürünleri aracılığıyla sürüleştirerek, tüketime güdülemek ve varolan adaletsiz ekonomik yapıyı haklılaştırmak.

* insanları kaçışçılığa, oyalayıcılığa, kolaycılığa ve sıradan hazlara yöneltmek

* insanlarda korku, kaygı, öfke, gerilim yaratmak.

* İnsanlar yapay eğlencelerle, reklâmlarla, dizilerle, filmlerle, ünlü kişilerin hayatları ve dedikodularıyla uyuşturmak, sömürülür.

2 Eylül 2007 Pazar

Soğuk gezegenin sıcak tebessümlü prensesi: TEZER ÖZLÜ


Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü? Açlık , savaş, geri kalmışlık, ve inanılmaz haberlerle ilgili felaketleri kitleler, masal dinler gibi dinliyor. İşte böyle bir yaşam önümüzden geçip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka dili konuşuyor. Yada anlamaya çalışıyor. Aynı dili konuşan iki kişi yok.

Denizlerle kumsallarla, rüzgârla, yeryüzü ve gökyüzü ile birlikte varoluşu derinden duyduğum an. Sonsuzluk. Varoluşun tüm zamanlarını uzlaştıran bu an iki insanın birleşmesindeki sonsuzluk özü olmalı insan yaşamının. Özü olmalı güneşin. Özü olmalı sevişmeyi duyan ve duyuran gücün. Bizi saran sıcaklığın. Soğuyan gecelerin. Ve gecelere bürüyen yıldızların. Akdeniz'in üzerini kaplayan mavi gökyüzünün özü olmalı bu birleşme. Bu ıslaklık. Sonsuza dek varan, yaşatan sonra yaşamı uzaklara, Akdeniz'in kıyılarda beyazlaşan dalgaları ya da yeşil durgunluğu gerisindeki ufuklara iten gücün. Bizi saran sıcaklığın. Soğuyan gecelerin. Ve geceleri bürüyen yıldızların. Ve dolunayın. Ve dolunayla birlikte uykusuz kalan insanların. Dolunayla birlikte uykusuz kalınan gecelerin soluk, sisli sabahlarında ölümü bekleyen insanların.

Çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir." Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu, belirsizlikler arsında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı, katlanma dileği kadar büyük. Kendi varoluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu. Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasılda algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm birtakım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek,onlar için sevmek.
....

Karşısındakine bir şey anlatmak istese de, gene kendi gerçekliğini, bilmişliğini yada doğru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bir yaşamda, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılmayacaksın. Hiç yaşanmamış gibi. Doymak mümkün mü?
...

Niçin bugün, yaşamın, tüm yaşamın önünden geçip gittiğini, artık ölümü beklemekten başka bir şey olmadığını, her gün gibi, bir kez daha anıyorsun. Yaşam, zamansız. Yaşamın hiç bir zamanı yok. Çocukluk, kadınlık, erkeklik, yaşlılık, yaşam, ölüm, sevgi sevgisizlik, doyum, doyumsuzluk, her şey iç içe. Akıl delilik, varlık boşluk,iç içe.

Acının derinliğinde, benim için arta kalan hiçbir şey yok. Yalnızlığımı algılamanın gururu bile." Kimseyle değil, ama yalnız kendi kendiyle kadın olan, kadın kalabilen insanı gözledim. İşte yeryüzü.

Gerisini düşünmeye gerek yok. Kent, gerisini düşündürmüyor. Zamanın duruşu ve çocukluğun korkularını anımsatan duvarlar. Ölü duvarlar, İnsanın soluğunu daraltan duvarlar. Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı?


Her duvar insan üzerinde bir baskı. Büroların sigara kokan duvarları, evlerin bunaltıcı duvarları. Hastane duvarları, tımarhane duvarları, yoksul evlerin duvarları. Kentin duvarları sistemin duvarları. Aynı gökyüzünün dünyanın tüm ülkelerini kapsamasına olanak var mı, tüm yüzyılların, tüm özgürlüklerin, tüm savaşların, tüm cezaların tüm haksızlıkların, tüm yiyeceklerin tüm açlığın, tüm yoksuların ve tüm acıların hala varolduğu bu günün dünyası...
....
Ne yaşantıları ne de insan sıcaklığını arıyorum। Bugün, hem insan sıcaklığını, hem de sevgiyi yalnız kendi içimde taşıyorum. Yani sevgisizim. Ve soğuk. Kent resimlerini kendimle taşıyorum.


Bütün yolculuklarımın, yolculuklardan oluşan yaşamımın bütün insan resimlerini. Ya da sürekli kalışımın. Ardımda ne yaşayan, ne de ölen insan sevgisiyle. Tüm yaşantılarım genel bir insan sevgisine dönüştü. Ve ben orada duruyorum. Duygularımın genelliğinde...
Bomboş varolacağım. Kendi doluluğumun boşluğunda . Ve bir başıma. Ve bağımsız. Ovadaki yalnız ağaç gibi. Yaşlı ve büyük. Ve bağımsız. O vadide. O yamaçta. Başıma buyrukluğuma hayranım. Sayısız görüntülerden, uykusuz gecelerden, sayısız güneş ışınlarından, sayısız tren, uçak, otobüs ve gemi yolculuklarından, yürüyüşlerden arta kalan tek ओल्गुम


Tanıdığım tanımadığım sayısız insanla aramda geçen konuşmadan। Ülkelerden, sistemlerden, bürokrasiden, Demokrasiden, dünyanın tüm savaşlarından, tüm yönetimlerden, tüm polislerden, ve futbol takımlarından arta kalan yalnız kendi doluluğumun boşluğu. Artık gitmeyeceğim. Nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. Hiçbir yerden gelmiyorum. Kendimden başka. "Her nesneyi, her canlıyı, herhangi bir insanı,anlık bir görüntüyü yaşantıya dönüştürmeliyim.


Yaşamı büyütmek kendimce geliştirmek, derinleştirmek, genişletmek, rüzgarla estirmek, yağmurla yağdırmalıyım ta ki kendimi canlı veya cansız, doğmuş yada doğmamış tek bir nokta olarak görene dek। Ve kendi üzerimde kurduğum bu egemenlikle ölümü de büyütmek gerek. Yaşamım, ölümüm her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı. Yaşamın sonu hiçbir zaman bana ırak görünmedi. Her yüzde ,her solukta, her büyüyende her yaşlananda, her sarılmada, her sabahta gördüm yaşamın sonunu.


Çocukken bile, buğday tarlalarında, yaz gecesi mehtabında ve çocukluk gecelerinin derin karanlığında gördüm yaşamın sonunu, ama ben giderken, ben yada tren görünümlerin içinden, kentlerden, köylerden, tarlalardan dağ sıralarının önünden, ardından bir göl kıyısından, bir nehir yatağında ya da gri bir deniz yüzeyi boyunca ilerlerken, yol alırken, tanımadığım insanlar hızla gidiş yolunun aksi yönde yitip giderken, işte o zaman uzaklaştım yaşamın sonunda। Her gidenle gitmek istedim. Her yolculuğa çıkmak. Hiçbir yere gitmesem de, sürekli yolculuklarda olduğumu algılamakta geç kalmadım. Ama genç yaşlarda, henüz bana yaşamı yaşanır kılan bu duyguya varamadan önce, gidememek, derin, derin bir acıydı.



Karanlıkta hışırdayan yapraklar arasında tepeler beliriyordu. Günün tüm izleri, yamaçlar, ağaçlar, üzüm bağları, tepeler üzerinde renksiz ve ölüydü ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiçti. Sevgilerimizi, duyguların yükseliş ve alçalış dalgalanmaları, kendi kendimize algıladığımız biçimde bir başka insana akıtmak istediğimizde tümüyle içimizde hapsetmiyor muyuz? Kim karşılıyor sevgileri. Bir ilişkinin başlangıcı, sürekliliği aynı zamanda en derin sınırlandırılması değil midir? Belki ancak ayrılık bir açıklık, bir derinlik kazanmıyor mu? Duygularımın karşıtını savunamam। Bir uzaklık kazanamam, yeniden kendi düşüncelerimin dünyasını bulmam gerek. Tek bir kişiden yoğunlaşan duygulardan her zaman kaçındım. Sonsuz sevmek isteğimi her zaman tüm insanlara, her insana dağıtma çabası gösterdim. Zaman zamanda herkesten nefret ettim. Kendi dışımda. Şimdi derinlemesine irdeleme gereken duyguların taşkınlığındayım. Sanki duygularımı kilometrelerle uzatıyorum, duygularımı yolların bitmezliğine dönüştürüyorum. Oysa sözcüklere dönüştürmem gereken duygular bunlar. Bu kişiler tek bir olguya varma çabası içindedirler:özgürlük olgusuna.


Çocuk, çıplak pencereden serin ve siyah tepedeki geceye bakıyordu ve gözleri önünde açılan bu görünümü şaşkınlıkla algılıyordu. Puslar üzerinde hareketsiz bir berraklık.

Toplumun akılla bağdaşmayan zincirleri karşısında, bireyin kazanmak istediği bağımsızlık olgusuna। Dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. Kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz. Her şey geçiyor. Hiçbir şey geçmese de. Çevreme bakıyorum. Ne var. Bildik siyah geceler. Bildik gri sabahlar. Bildik güneşin belirli ışığı Zaman zaman en büyük güzelliklerine bürünse de, ışıklar bizi şaşkına çevirse de... Hepiniz ne denli can sıkıcısınız....


sınırlar kadar hiç bir kısıtlamadan sıkılmadım ve kendi sınırlarımın içinde sınırsızlığımı kurdum. Hiç değilse de bana özgü bir sınırsızlık, kendi suskum, kendi çığlığımın sınırsızlığı. Kader diye bir şey yoktur,yalnız sınırlar vardır. En kötü yazgı , sınırları sabırla karşılamaktır. Karşı çıkmak gerekir. Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından
sıyrılmayacak,huzursuzluk duyacak, ve ne yaşamdan hoşnut olacak, nede rahatlıkla ölebilecek। Yaşlandıkça ölüm korkusu büyüyecek. Başkalarının yanında kendini güçlü göstermeye yeltense de, yalnız kaldığında, hiç değilse kendi kendine yalan söylediğinin bilincine varacak. Bu bilince varsa o bile bir adım. Birçoğu yalan gerçek gibi algılayacak kadar sıyrılmış kişisel özgürlükten. Oysa insan, hem yaşamı, bize sunulan bu en yüce olguyu, hem de yaşam sonunda sonsuzluğa varmayı hak etmek zorunda. Yaşam, bu gelişmeye tüm kapılarını açan bir olgu.


Gelişigüzel geçip gidilecek bir varoluş değil insan varoluşu। Biçimlendirilecek, değiştirilecek, sınırsızlaştırılacak bir her şey. Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Yaşamı gitmek olarak algılıyorum. Temel sorun yalnızlık direncini yitirmemekte.


Ve hepsine haykırmak istiyorum। Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne de başarılı bir birey olmak yada sayılmak benin gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böyle saptırdığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. İstediğiniz düzene erişmek o denli kolay ki ... ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki... Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bir bağdaşmayan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Yaşamım boyunca içimi kemirdiniz. Evlerinizle okullarınızla, iş yerlerinizle. Hiçbir yerde değilim, hiçbir yerde olmayacağım. Hiçbir şeyi benimsemeyeceğim. Her toprak her insan ben değimiyim. Her insan kendi sevgisini taşımıyor mu? O halde ilişkileri bir tek insanda toplamak. Alışılagelmiş ilişkilerin dışına çıktığın an, insanı yadırgıyorlar. Toplumdışı bırakmak için tüm çabaları harcıyorlar.



Toplum dedikleri kitlenin bir aradaki dayanılmaz yabancılaşmasını sanki kimse algılamıyor। Aklımı ellerinizden kurtardım. Ben gökyüzümün altında, topraklarımın üzerinde olacağım toprakların dümdüz ve sonsuz ufku boyunsa sürekli gideceğim.


Kuralar doğrultusundaki bir yaşam yalnız ve yalnız durgunluktur। Çevremde olup bitenleri kavranması benimsenmesi olanaksız. İnsan yalnız kendi değer yargılarını benimsiyor. Ve bunlar genel yaşam yargılarından o denli başka ki॥ Uzun yıllar boyu bu yaşama karşıt yaşamı sürüklemek hiçte kolay değil. Hem kolay, hem de mümkün değil.


Yabancısı olmadığım tek bir olgu var। o da kendi varoluşum. Belki de tek mutluluğum bu. Tek bağlantım. Kendimi kavrayamazsam tüm varoluşum yitmiş demektir. Tek günah, insanın kendi yaptığını yaptığını kavrayamamasıdır. Duvarlarım gerisine dönmem gerek. Gökyüzü altındaki yaşam bana göre değil. Ben ve benim gibilerin tüm çevresinin gene kendi duvarları gerisi olduğunu anlıyorum. Kumsalımız ağaçlarımız, caddelerimiz, sevgilerimiz yalnız ve yalnız düşüncelerimizle sınırlı. Oysa ben tüm yaşamı gökyüzü altında bir tatil olarak görüyorum. Ve aynı anda her şey olmak: Kadın, erkek, çocuk, yetişkin, deniz, güneş, gece, sabah, korku, cesaret, sonsuzluk, sınırlılık, karanlık,bulut, seven, sevilen, giden, duran, anlayan,anlamayan, doğan, doğmamış olan, var olan ve var olmayan bir hiç.


Tüm yaşam diye düşünüyorum böyle sabahlarda, tüm yaşam güneş altında bir oyun। Birdenbire önüne açılan gecenin gökyüzü olduğunu kavradı Ve gözü ancak sabah ağarırken bir trende oturacağını ve yaz günleri altındaki topraklarda ilerleyeceği kadarını görüyordu. Bağımsız geçip gideceği, o görünmeyen insan duvarları gerisine her zaman için kapanacağını görüyordu. İşte sınır buydu ve tutukevinin tüm suskunluğunu hiçlikte yitti,gecede. Kimsenin beni nasıl karşıladığını hiç düşünmüyorum. Belki bencillik ediyorum ama artık bir yerde, ancak benim, kendimin herkesi ve her olguyu nasıl karşıladığım ilgilendiriyor beni. Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. Hiçbir beklenti olmadan, hiçbir yük olmadan yada insanın kendi kendine mutluluk dediği kısa anlardan yoksun. Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk ki, insan tüm dünyayı ve tüm insanları kucaklayabileceği duygusuzluğun duygusu.